22 Mayıs 2016 Pazar

Bilinmeyen

O çok güzeldir;
Ne zaman geçtiğini görseler
Şairlerin kadınları
Aynaya bakmaz,
Onun ardından bakarlar.

Rüzgârlı bir çalılıkta
Ayın altında koşarken
Baştan çıkarır bir şairi
Bir zamanlar gururlu ve mutlu,
Çok geçmeden uzaklaşır kapısından.

Bir trenin yanında,
Çünkü onu giderken görmüşler
Ya da görememişler,
Yolcular ve gözcüler
Ayrı bir kederi bilir.

Onun salt yokluğu, bana
Başkalarının varlığından
Fazladır.
Hayat muhteşem de olsa
Kapkara da.

Onu görmedim,
Ondan haberim yok;
Yalnızca burada olmadığını
Söyleyebilirim, orada ise
Olabilirdi.

Onu belki yalnız
Ben öpeceğimdir;
O benden başkasını
Aramıyor olabilir:
O yoktur belki.

Edward Thomas 
(1878-1917)

6 Mayıs 2016 Cuma

Güneşte

Titreyen çimen yaprakları karanlıktan aydınlığa
Başımı uzattığım yerde kıpırdayan gölgeleri
Gördüm olduğum yerde dursam görmem
Sudan bana yansıyan ışık bana körlük
Önce bunu söylerim dedim sonra unuttum
Önce anlattıklarım sonra bu bana
Dizlerim biraz yandı biraz durdum
Birileri gelirler dedim biraz yalnız gibi
Çimenlere eğildiğimde biraz kendimi gördüm
Çimenlere eğildiğimde güneş vuruyordu kendime

26 Eylül 2015 Cumartesi

Seni derhal unutacağım, sevgilim

Seni derhal unutacağım, sevgilim,
Bu yüzden kısa gününün tadını çıkar,
Kısa ayının, kısa yarım yılının
Ben unutmadan, ölmeden, ya da ayrılmadan,
Ve biz sonsuza kadar tamam olmadan, yakında
Seni unutacağım, dediğim gibi, ama şimdi,
Bana en tatlı yalanınla yakarırsan
En sevdiğim yeminimle itiraz ederim.
Sahiden ederim, aşkın daha uzun ömrü olduğundan,
Ve yeminlerin şimdi oldukları gibi kırılgan olmadığından,
Ama öyle, ve doğa şimdiye kadar kırılma olmaksızın
İdare etmenin bir yolunu buldu, 
Aradığımızı bulup bulamamamız
Boş laf, biyolojik anlamda.


9 Eylül 2015 Çarşamba

Yaz Şarkısı

Göçebe ay
hafifçe alaylı bir gülüşü
gülümseyen
bu nefis
çiy nemli yaz sabahında, –
mesafeli
uykulu umursamaz
bir gülüş,
göçebe gülüşü, –
eğer senin renginde
bir gömlek alsam
ve bir kravat
gök mavisi
beni nereye götürürlerdi?


3 Eylül 2015 Perşembe

GLASGOW ÖLÇEĞİNDE BENLE MORTALİTE

Gözler
Spontan açık ve normal olarak hareketli.
4 yaz.
Şehrin ışıkları bazen kesintisiz bir çizgi
Birbirinin içinde eriyen renkli kuşaklar
Akıp gidiyor
Bu sana da gidiyormuşsun gibi bir his.
Hızlı bir his.
Bazen evlerin içinde ışıklar
Tek tek
Olgun, renkli toplar gibi
Belki meyve.
Köprüye neresinden bakarsan gece
Bir şerit silme sarı
Diğer kırmızı
Hareketi böyle hesaplarız.
Dört yazdım.

Motor tepki
Ağrıya lokalize.
Film uçsuz bucaksız herhangi bir yerde başlıyor.
Pat.
Bir silah sesi.
Manzaraya devam.
Sessizlik.
Sonra pat
Bir daha silah sesi
Böyle birçok silah sesi
Aralıklı.
Ritimsiz.
Olayların gelişmesine fırsat vermeden ben çıktım.
Sen buna bir anlam veremedin.
Yıpranmış sinirlerime, düşük tolerans eşiğime bağladın.
Beş yazdım.

Sözel tepki
Sorulara konfüze bir biçimde yanıt verebiliyor.
4 yaz.
Hafif hasarla hayatta kalıyorum gibi.
Yeterli teknik donanım sağlanmış olsa
Beni vakit kaybetmeden bir otomatla değiştirirlerdi.
Elbette.
Olmadı mı?
Biliyorum en duymak istemediklerini.
Yüzlerinde bir rahatsızlık büyür duyunca.
Ama tekrar denerler.
Bilmiyorum
Dersem
Az önce vücudumla kapladığım boşluğun
İçinden geçerek yürüyüp giderler.
Bu beni
Hidrojenlerime böler.
Dağılırım.
Koridordaki yolculuklarım boyunca neden bana
Sorularla geldiklerini düşünüyorum.
Dört yazdım.

Gözler
Sözle açabiliyor.
3 yaz.
Hayatı kaybediyoruz gibi.
O gidince başka şeyler var.
Yine de şehirlerin
Kaldırımlarında, evlerinde, sokaklarında,
Gezegenlerinde, gizli odalarında, ortak
Alanlarında hep yapraklar gibi açılan
Olasılıklardan uzak olmak
(Uzak mı?)
Hiçbir şekilde onlar olurken orada olmamak onlarla
Beni üzer.
O yüzden şimdi benim için tekrar et:
---
Üç yazdım.

Motor tepki
Deserebre postür, ekstansor yanıt.
2 yaz.
Yaz yaz.
Tavanın çatlağından sızan suyu durduramadım.
Peteklerden damlayan suyu durduramadım.
Bütün sokağı götüren o çamurlu suyu durduramadım.
Ayla beraber hareket eden suları durduramadım.
Plakaları parçalayıp birbirinden ayıran suları durduramadım.
Demek ki durmamalılar.
İki yazdım.

Gözler : Yanıtsız, açmıyor.
Ses : Yok.
Hareket:  Yok.

14 Ağustos 2015 Cuma

İhtiyarken

İhtiyarken, saçların ağarmışken ve uykuyla doluyken,
Uyuklarken şöminenin başında, bu kitabı raftan indir,
Oku yavaşça ve o yumuşak bakışını gözünün önüne getir
Gözlerinin, bir zamanlar, derin gölgeleri varken;

Niceleri sevdi gösterdiğinde sendeki hoşnut zarafeti,
Ve sevdi güzelliğini aşklarıyla düzmece ya da doğru,
Ama bir adam sevdi sendeki seyyah ruhu,
Ve sevdi değişen yüzünün kederlerini;

Ve eğilerek üzerinden ışıyan parmaklığın,
Mırıldan, biraz kederle, nasıl
Aşk kaçıp yukardaki dağların tepesine gitti
Ve sakladı yüzünü arasına bir yığın yıldızın.

W. B. Yeats


11 Ağustos 2015 Salı

Bir Hikâye

Bu genç de ne zamandır duyuyor suların
Çarptığını değişim topraklarında.
Gidiyor, güneşlerin topraktan daha sert ve tuhaf
Ne yapabileceğini görmeye.

Günlerini bir arada tutan
Kilit kilit üstüne, kapatan onu, o şeyi kesiyor:
Havadan haber veren oklu fırıldak,
Bir saatin hafif şamatası;

Bekleyen bir ışık arıyor, sanırım
Rafın üstünde duran lamba gibi sabit –
Kayalık kapılar gibi tepeleri olan bir diyar
Hiçbir denizin kendi üstüne kapanmadığı.

Ama görecek ki hiçbir şey göze almaz
Kalıcı olmayı, saklı çöllerin güneyinde
Paralanmış ateşin güzellik üstünde
Paslı bir ağız gibi parladığı bir yer hariç, –

Korkunç bir şeyin ve başka bir şeyin
Sessizce birbirine baktığı bir yer.