26 Eylül 2015 Cumartesi

Seni derhal unutacağım, sevgilim

Seni derhal unutacağım, sevgilim,
Bu yüzden kısa gününün tadını çıkar,
Kısa ayının, kısa yarım yılının
Ben unutmadan, ölmeden, ya da ayrılmadan,
Ve biz sonsuza kadar tamam olmadan, yakında
Seni unutacağım, dediğim gibi, ama şimdi,
Bana en tatlı yalanınla yakarırsan
En sevdiğim yeminimle itiraz ederim.
Sahiden ederim, aşkın daha uzun ömrü olduğundan,
Ve yeminlerin şimdi oldukları gibi kırılgan olmadığından,
Ama öyle, ve doğa şimdiye kadar kırılma olmaksızın
İdare etmenin bir yolunu buldu, 
Aradığımızı bulup bulamamamız
Boş laf, biyolojik anlamda.


9 Eylül 2015 Çarşamba

Yaz Şarkısı

Göçebe ay
hafifçe alaylı bir gülüşü
gülümseyen
bu nefis
çiy nemli yaz sabahında, –
mesafeli
uykulu umursamaz
bir gülüş,
göçebe gülüşü, –
eğer senin renginde
bir gömlek alsam
ve bir kravat
gök mavisi
beni nereye götürürlerdi?


3 Eylül 2015 Perşembe

GLASGOW ÖLÇEĞİNDE BENLE MORTALİTE

Gözler
Spontan açık ve normal olarak hareketli.
4 yaz.
Şehrin ışıkları bazen kesintisiz bir çizgi
Birbirinin içinde eriyen renkli kuşaklar
Akıp gidiyor
Bu sana da gidiyormuşsun gibi bir his.
Hızlı bir his.
Bazen evlerin içinde ışıklar
Tek tek
Olgun, renkli toplar gibi
Belki meyve.
Köprüye neresinden bakarsan gece
Bir şerit silme sarı
Diğer kırmızı
Hareketi böyle hesaplarız.
Dört yazdım.

Motor tepki
Ağrıya lokalize.
Film uçsuz bucaksız herhangi bir yerde başlıyor.
Pat.
Bir silah sesi.
Manzaraya devam.
Sessizlik.
Sonra pat
Bir daha silah sesi
Böyle birçok silah sesi
Aralıklı.
Ritimsiz.
Olayların gelişmesine fırsat vermeden ben çıktım.
Sen buna bir anlam veremedin.
Yıpranmış sinirlerime, düşük tolerans eşiğime bağladın.
Beş yazdım.

Sözel tepki
Sorulara konfüze bir biçimde yanıt verebiliyor.
4 yaz.
Hafif hasarla hayatta kalıyorum gibi.
Yeterli teknik donanım sağlanmış olsa
Beni vakit kaybetmeden bir otomatla değiştirirlerdi.
Elbette.
Olmadı mı?
Biliyorum en duymak istemediklerini.
Yüzlerinde bir rahatsızlık büyür duyunca.
Ama tekrar denerler.
Bilmiyorum
Dersem
Az önce vücudumla kapladığım boşluğun
İçinden geçerek yürüyüp giderler.
Bu beni
Hidrojenlerime böler.
Dağılırım.
Koridordaki yolculuklarım boyunca neden bana
Sorularla geldiklerini düşünüyorum.
Dört yazdım.

Gözler
Sözle açabiliyor.
3 yaz.
Hayatı kaybediyoruz gibi.
O gidince başka şeyler var.
Yine de şehirlerin
Kaldırımlarında, evlerinde, sokaklarında,
Gezegenlerinde, gizli odalarında, ortak
Alanlarında hep yapraklar gibi açılan
Olasılıklardan uzak olmak
(Uzak mı?)
Hiçbir şekilde onlar olurken orada olmamak onlarla
Beni üzer.
O yüzden şimdi benim için tekrar et:
---
Üç yazdım.

Motor tepki
Deserebre postür, ekstansor yanıt.
2 yaz.
Yaz yaz.
Tavanın çatlağından sızan suyu durduramadım.
Peteklerden damlayan suyu durduramadım.
Bütün sokağı götüren o çamurlu suyu durduramadım.
Ayla beraber hareket eden suları durduramadım.
Plakaları parçalayıp birbirinden ayıran suları durduramadım.
Demek ki durmamalılar.
İki yazdım.

Gözler : Yanıtsız, açmıyor.
Ses : Yok.
Hareket:  Yok.

14 Ağustos 2015 Cuma

İhtiyarken

İhtiyarken, saçların ağarmışken ve uykuyla doluyken,
Uyuklarken şöminenin başında, bu kitabı raftan indir,
Oku yavaşça ve o yumuşak bakışını gözünün önüne getir
Gözlerinin, bir zamanlar, derin gölgeleri varken;

Niceleri sevdi gösterdiğinde sendeki hoşnut zarafeti,
Ve sevdi güzelliğini aşklarıyla düzmece ya da doğru,
Ama bir adam sevdi sendeki seyyah ruhu,
Ve sevdi değişen yüzünün kederlerini;

Ve eğilerek üzerinden ışıyan parmaklığın,
Mırıldan, biraz kederle, nasıl
Aşk kaçıp yukardaki dağların tepesine gitti
Ve sakladı yüzünü arasına bir yığın yıldızın.

W. B. Yeats


11 Ağustos 2015 Salı

Bir Hikâye

Bu genç de ne zamandır duyuyor suların
Çarptığını değişim topraklarında.
Gidiyor, güneşlerin topraktan daha sert ve tuhaf
Ne yapabileceğini görmeye.

Günlerini bir arada tutan
Kilit kilit üstüne, kapatan onu, o şeyi kesiyor:
Havadan haber veren oklu fırıldak,
Bir saatin hafif şamatası;

Bekleyen bir ışık arıyor, sanırım
Rafın üstünde duran lamba gibi sabit –
Kayalık kapılar gibi tepeleri olan bir diyar
Hiçbir denizin kendi üstüne kapanmadığı.

Ama görecek ki hiçbir şey göze almaz
Kalıcı olmayı, saklı çöllerin güneyinde
Paralanmış ateşin güzellik üstünde
Paslı bir ağız gibi parladığı bir yer hariç, –

Korkunç bir şeyin ve başka bir şeyin
Sessizce birbirine baktığı bir yer.


29 Temmuz 2015 Çarşamba

Şiirimin Kederli Olduğunu Söylüyorlar: Ne Şüphe

Şiirimin kederli olduğunu söylüyorlar: ne şüphe.
Dar ölçüsü ebediyete kadar pişmanlık
Ve ıstırabını karışlıyor
Benim değil, insanın.

Hor görülmüş dostlara
Henüz doğmamış, doğurulmamışlara da 
Dertlilerken okusunlar diye
Ben değilim ki.

A. E. Housman

8 Mayıs 2015 Cuma

BUDAPEŞTE

Kalemim sayfanın üzerinde kımıldıyor
tuhaf bir hayvanın burnu gibi
insan kolu şeklinde
bol, yeşil bir kazağın kolunu giyinmiş

Durmadan kâğıdı koklamasını seyrediyorum
aklında, onu bir gün daha yaşatacak olan
kurtçuklar ve böceklerden başka
hiçbir şey olmayan her avcı gibi hevesli

Yarın da burada olmak istiyor sadece
bir ekose gömleğin kolunu giyinmiş olarak belki
burnu kâğıda dayalı
birkaç görevini bilir satır daha yazmaya

ben pencereden dışarı bakarken
ve Budapeşte’yi düşlerken
ya da bir başka şehri
hiç gitmediğim

- Billy Collins


25 Mart 2015 Çarşamba

Sevgililer Günü Hediyesi

[Annemin paylaştığı fotoğraf Carol Ann Duffy'nin şiirini hatırlattı.
Türkçe çevirisini daha önce Dragosfer'de görmüştüm.
Sayfa açılmadı, ben de çevireyim o halde dedim.
Neden olmasın?]



Kırmızı bir gül ya da saten kumaştan bir kalp değil.

Sana bir soğan veriyorum.
Kese kâğıdına sarılı bir ay.
Işık va’dediyor
aşkın özenli soyunuşu gibi.

İşte.
Gözyaşlarıyla kör edecek seni
bir sevgili gibi.
Yansımanı
titreyen bir ıstırap fotoğrafına çevirecek.

Dürüst olmaya çalışıyorum.

Cici bir kart ya da öpücük postası değil.

Sana bir soğan veriyorum.
Sert öpüşü dudaklarında kalacak,
sahiplenici ve sadık
bizim gibi,
biz olduğumuz kadar.

Al.
Platin halkaları bir yüzük kadar küçülür,
istersen.

Ölümcül.
Kokusu parmaklarında kalacak,
bıçağında kalacak.

8 Mart 2015 Pazar

1732

Hayatım kapanışından önce iki kere kapandı –
Yine de görülecek
Bana Ölümsüzlük
Üçüncü bir olay mı gösterecek

İki kere olanlar kadar
Öyle koskoca, öyle devasız kavraması.
Ayrılmak tüm bildiğimiz cennetten,
Ve cehennemin tüm ihtiyacı.


Emily Dickinson
1896

20 Şubat 2015 Cuma

OLMAK FİİLİ

André Breton şiiri.
1985'te yayımlanmış.
Fransızcadan Bill Zavatsky ve Zack Rogow çevirmiş.
Ben bu İngilizceden çevirdim.


"Kederin ana hatlarını biliyorum. Kederin kanatları yoktur, illa ki bir akşam denize bakan bir terasta toparlanmış bir masada oturmaz. Kederdir ve gece çökerken birbiri ardına kırışıklıklar bırakan taneler gibi bir önemsiz gerçekler miktarının karşılığı değildir. Kayanın üstünde türeyen yosun yahut bardakta sallanan köpük değildir. Kardan delik deşik olmuş bir teknedir, arzu ederseniz, düşen kuşlar gibi ve kanlarının en ufak bir kalınlığı yoktur. Kederin ana hatlarını biliyorum. Saça takılan mücevherlerce tayin edilmiş çok küçük bir şekil. Bu kederdir. Hiçbir kopça bulunamayan ve varlığı sallantıda bile olmayan bir inci kolye. İşte size keder. Gerisine girmeyelim. Kederlenmeye bir başlarsak durmayız. Ben bizzat saat dört civarında abajurdan kederleniyorum, geceyarısına doğru pervaneden kederleniyorum, ölüm hücresindeki adamların içtiği sigaralardan kederleniyorum. Kederin ana hatlarını biliyorum. Kederin kalbi yoktur, elim daima soluksuz kedere dokunur, aynalarının bize hiçbir zaman ölü olup olmadığını söylemeyen kedere. Beni büyüleyen bu kederle geçinirim. Yıldızların mırıldandığı saatte gökte dolanan şu mavi sineği severim. Uzun ince sürprizleri olan kederin, onurun kederinin, öfkenin kederinin ana hatlarını biliyorum. Her sabah herkes gibi kalkar ve çiçek desenli bir duvar kâğıdına karşı gerinirim. Hiçbir şey hatırlamam ve gecenin güzel, köklenmiş ağaçlarını kederde bulurum hep. Odanın havası trampet değnekleri kadar güzeldir. Ne havalı bir hava. Kederin ana hatlarını biliyorum. Yardım eli uzatan perdenin rüzgârı gibidir. Böyle bir keder hayal edebilir misiniz? Yangın! Ah yoldalar… Yardım! İşte merdivenlerden yuvarlanıyorlar… Ve gazetedeki reklamlar, ve kanal boyunca ışıklandırılmış tabelalar. Kum yığını, toz ol, seni pis kum yığını! Ana hatlarıyla kederin bir önemi yoktur. Sonunda bir orman olacak bir ağaç takımı, sonunda bir eksik gün olacak bir yıldız takımı, sonunda hayatım olacak bir-eksik-günler takımıdır."